Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur derler ya, öyle bir durum yaşıyoruz son günlerde. Gerçi normal bir günümüz de geçmiyor artık; hep bir aksiyon, hep bir macera, her gün yeni bir rezalet…
Yaşanılan fon vurgunuyla hala sömürülebilecek kaynaklarımız olduğunu bir kez daha anladık. Telaffuz edilen miktarlar hayal bile edilemeyecek büyüklükte, en azından çok büyük bir çoğunluk için. Peki bu olay nasıl patlak verdi bir de buna bakmak lazım.
19 Ağustos 2026 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından SPK’ya gönderilen müzakerede, Borsa İstanbul’da işlem gören bazı hisselerde fonlar üzerinden gerçekleştirildiği değerlendirilen olağan dışı hizmetlere ilişkin tespit ve iddiaların incelenmesi ve bu araştırmanın gizliliği konusunda hassas olunması istendi. Fakat ne tesadüftür ki, bu tarihten itibaren fonlardan seri şekilde çıkışlar başladı. Yani yapılacak inceleme birilerinin kulağına gitti ve ne kurtarabilirlerse kurtarmaya çalıştılar.
Bazı portföy yönetim şirketleri, yatırımcılarının art arda gelen para çekme taleplerini karşılayamayınca da olanlar oldu tabi. Ve büyük vurgun gün yüzüne çıktı. Bu kadar basit bir olay gibi görünse de aslında olayın seyri çok daha karmaşık.
4 Kasım 2025’te Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Özellikle bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını biliyoruz.” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Sayın bakan bu şekilde ifade ettiğine göre, bunlar sadece duyum ya da iddia değil, açıkça bu tür işlemlerin kesin olarak yapıldığının bir itirafıydı.
Peki yaklaşık bir sene önce böyle bir olay biliniyorsa, neden bu kadar dallanıp budaklanmasına izin verildi? Neden hiçbir inceleme ya da müdahalede bulunulmadı da, mevcut ekonomik koşullarda belki çocuklarının eğitimi, geleceği, belki de kendi hayalleri için birikim yapmaya çalışan küçük yatırımcı iliğine kadar sömürüldü? Ve birilerinin yine cebini doldurmasına müsaade edildi.
——————————————————–
25 yıldır sanayisizleşen, tarımsızlaşan ve hayvancılık sektörü her şekilde tasfiye edilen bir toplumun hayatta kalmasının, üretmeden yaşamasının mümkün olmadığının en güzel örneği aslında bu olay. Ekonomik koşullarla mücadele edebilmek için mecburen daha kolay şekilde para kazanmak, yatırım yapmak isteyen vatandaş, bir avuç simsarın kucağına düştü maalesef.
Bir emeklinin 7 bin küsur, bir asgari ücretlinin 6 bin küsur yılda, yemeden içmeden biriktirse ancak sahip olacağı paraları adamlar sadece 3 ayda götürmüşler. Ve bunu yapanlardan biri de 2016-18 yılları arasında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yapan hanımefendi. Yani aileyi koruması geren kurumlardan birinde görev yapmış olan Fatma Hanım, acaba kaç ailenin dişinden tırnağından arttırarak yaptığı yatırımın üzerine yattı? Dün cukkaladığı devasa büyüklükteki miktarı iade ettiği duyulurken, bugün yetkili kurumlar tarafından yalanlandı bu iade haberleri. Neymiş zaten mallarına tedbir konmuş, nasıl ve nereye iade edecekmiş???
Tüm bunlar yetmezmiş gibi, çocuklarına kahvaltı yaptırabilmek için yiyecek çalmak zorunda bırakılan (bırakılan diyorum çünkü bunlar mevcut sistemin zalimce sonuçları) bir babaya kelepçe vurulurken, Fatma Hanım ifadeye bile çağrılmadan, kendi hanımefenliğine yakışır şekilde görevden affını talep etti ve partisi tarafından tek yapılan kendisini whatsapp grubundan çıkarmak oldu.
Ama bu kadar ağır bir ceza verilir mi bir insana? Yazık değil mi yani Fatma Hanımcığıma? Whatsapp grubundan çıkarmak nedir, bu nasıl insafsız bir cezadır??? Eminim şafak operasyonuyla evinden derdest edilip alınsa, Silivri zindanlarına kapatılsa bu kadar ağrına gitmezdi insanın…
————————————————–
Daha geçen hafta AYM’nin önünde “Para için değil, onurumuz için” yazılı pankartı taşıyan emekli bir polis memurumuz artık geçinemiyoruz diyerek hayatına son verdi. Ülkesine yıllarca hizmet eden milyonlar gibi yoksulluğun pençesinde geçim savaşı veren bir vatandaşımız daha mevcut sistemin kurbanı oldu. Son yıllarda ekonomik koşullar sebebiyle yaşamına son veren kişilerin sayısı trafik kazalarında kaybettiklerimizin sayısını geçmiş durumda. Peki bu insanların günahı ne? Şanslı bir azınlıktan olmamaları mı?
Her gün onlarca insan olumsuz koşullarda çalışırken, okula gitmek yerine çalışmak zorunda bırakılan çocuklar tedbirsizliklerle öldürülürken, bu nasıl bir açgözlülüktür ki yemeye doymadınız? Fon vurgununun Cumhur İttifakı’na yapılan bir saldırı, bir itibar suikasti olarak yapıldığı yorumları da yaygınlaşırken, asıl vurgunu yapanların kendi içlerinden kişilerin olduğunu görmezden gelecek kadar da pişkin olmaları insanı hayrete düşürecek seviyede.
Her ne kadar mağdur edebiyatı yapmaya çalışarak kendilerini aklamak için uğraşsalar da nafile. Çünkü bu bir komplo değil, parti içinden aç gözlü bir grubun sahip oldukları siyasi yetkileri, sürecin uzaması ve kurumların müdahalesini geciktirmek için kullandıkları sistematik olarak yürütülen bir soygundur. Ve bu soygunun faturası da yine zavallı vatandaşa kesilecek. Her soygunda olduğu gibi…
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

YORUMLAR