Ana Sayfa Arama Galeri Video
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
Sosyal Medya
Güneş Bulut
Güneş Bulut

Güneş Bulut yazdı: Bir şafaktan bir şafağa

Neredeyse son iki yıldır her şafak vakti içimizde bir ürperti, bir telaş… Adeta ülkenin ve hukuk sistemimizin bir geleneği haline geldi meşhur şafak operasyonları. Muhalif belediye başkanlarından tutun da gazetecilere kadar birçok kesime uygulanan bu şafak operasyonlarının hiçbir yandaş yönetici, gazeteci ve geçmişte bir şekilde yönetim ile bağlantısı olan kimseye uygulandığını görmüyoruz.

Bir kesim nazik bir şekilde davetle ifadeye çağrılırken (o da ancak kamuoyu baskısının arttığı durumlarda), daha büyük bir kesim adeta derdest edilip alınıyor evinden ifadeye götürülmek için. Hatta evden alma anında sabah saatlerinde, evin annesinin, eşinin pijamalı görüntüleri sızdırılıyor medyaya. Yolsuzlukları ortaya dökülenler değil, yolsuzlukları ortaya dökenler cezalandırılıyor. Son yaşanan fon soygunu ve ismi lazım olmayan bir ailenin yolsuzluklarını gün yüzüne çıkaran, insanları haberdar eden gazeteciler elektronik kelepçe ile cezalandırıldı. Fakat ispatlanan vurgunların içinde olan baş aktörler, neredeyse rica minnet emniyete geldi ifade için. Ama sonuç değişmedi; bizden olan serbest, bizden olmayan mahkum.

Yaşanan fon soygununun yankıları ve etkileri tartışılmaya devam ederken, Adalet Bakanı’nın yaptığı bir açıklamada, bu soyguna ismi karışan 240’ın üzerinde kişi olduğu belirtildi. Peki bu isimler neden açıklanmıyor? Çünkü bu kişilerin “Lekelenmeme Hakkı” varmış. O zaman insanın aklına, neredeyse iki yıldır adeta kan kusturdukları muhalif belediye başkanlarının, yetkililerin, gazetecilerin, sanatçıların, vs. aynı şekilde bir hakkı yok mu? Lekelenmeme hakkı, sadece belirli bir zümreye ait olan bir imtiyaz mı? Ülkenin şanslı bir azınlığı, her türlü yolsuzluğu, soygunu yaparken uygulanan hukuk, sizce de hukukun eşitliği ilkesine aykırı değil mi?

Muhalif düşünenlerin, ailesi, evladı, statüsü yokmuş gibi her türlü olayda bangır bangır bağıran adalet kurumları, söz konusu kişiler seçkin azınlıktan olunca lekelenmemeleri adına adeta sır gibi saklanıyor.

———————————————————
Bu konuların araştırılması için neden bir komisyon kurulmadığı ve pek çok konunun muallakta kalması hala tartışma konusu. Araştırma komisyonu kurulursa, sürecin daha disiplinli bir şekilde yürütüleceği, meselenin gerçek boyutlarının şeffaflıkla ortaya döküleceği ve yalanlardan beslenen kaynakların tükeneceği bu kadar açıkken neyin ortaya çıkmasından endişe ediliyor da komisyon kurulmuyor.

Yandaş medya dahi, bu komisyonun kurulmamasını, olayın magazinleşmesini ve iktidarın zarar görmesini engellemek amacıyla sessiz kalınması olarak savunur hale geldi. Görevini layıkıyla yerine getirmeyen bir iktidar tabi ki zarar görür, görmeli de. İktidarın zarar görmemesi gibi bir kural, kaide olabilir mi? Bu nasıl bir düşünce yapısı anlamak gerçekten mümkün değil.

Oysa sadece iktidar zarar görmesin diye üstü örtülen gerçekler, gün gelir herkesin kapısını çalar. Görevini yapmayan iktidar cezalandırılmalı ki, yerine gelecek yönetim ve destekçileri aynı yanlışları ve disiplinsizlikleri yapmaya cesaret edemesinler. Yönetimleri cezalandırma mekanizması bizim ülkemizde gelişmedikçe aynı sorunları yıllar yıllar boyunca yaşamaktan kurtulamayız.
———————————————————————

Yöneticilerin, iktidarların cezalandırılması demişken, geçtiğimiz günlerde Norveç’te meydana gelen bir olaydan bahsetmekte fayda görüyorum. Norveç’te milletvekillerine sağlanan ücretsiz konut hakkıyla ilgili bir tartışma, meclis başkanının istifasıyla sonuçlandı. Parlamentoya 29 km. uzaklıktaki evine rağmen ücretsiz konut hakkından faydalanması tepki çeken meclis başkanı, kuralları yanlış anladığını belirterek kamuoyundan özür diledi ve görevinden istifa etti.

Ama güzel ablacığım neden istifa ettin ki? Yazık ettin gül gibi konfora. Sonuçta sen, ülkesi için çalışan bir insansın. Bu kadarcık şeyden dolayı, makamdan, mevkiden vazgeçilir mi hiç? En fazla görevden affını filan isterdin, seni whatsapp grubundan çıkarırlardı, sonra da aynen devam. Bu Avrupalıların bizlerden öğrenecekleri çok şey var. Bu kadar ahlaklı da olunmaz ki canım😊

Sadece bir konutu bile, siyasi etik ve kamu mallarının kullanılması hususuna aykırı olarak gören ve istifa eden bu denli dürüst ve ahlaklı yöneticiler ve yönetimler bizim hakkımız değil mi yani? Devletin malı deniz, bal tutan parmağını yalar düşüncesiyle yıllarca ülkenin tüm kaynaklarını iliğine kadar hortumlayan bir anlayışla daha ne kadar mücadele edeceğiz.
——————————————————–

Gelelim Halk Tv’ye kayyum atanması olayına. Bu konuda pek çok söylenti olsa da en ağır basanı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın (sadece başkan geçti çünkü, İzmir hala yerli yerinde) iktidar safına geçmesiyle, Halk Tv kanalının sahibinin belediyelerle yürüttüğü sektör dışı faaliyetlerin ortaya çıkması olarak gösteriliyor. Kanal sahibinin, kendi sektörü dışında yürüttüğü ekonomik faaliyetler ve ilişkiler sadece kendisini ilgilendirirken, binlerce çalışanı olan ulusal bir kanalın yönetimine çökmek nedir yahu? Bu adamın yanlış bir işi varsa şahsına yönelik bir yaptırımda bulunulması daha doğru olmaz mıydı? Binlerce basın emekçisini sokağa atarak mı sağlayacaksınız zaten yok saydığınız adaleti?

Anayasanın 28. Maddesinde değinilen basın özgürlüğü ve basının sansür edilemeyeceği hususu neden sadece muhalif basın söz konusu olunca göz ardı ediliyor? Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri almakla yükümlüyken, istibdat dönemindeki gibi yine aynı hürriyetleri devletin kısıtlaması akıl alır gibi değil. Kişilerle probleminiz varsa bunu o kişilerle çözün, emekçilerle değil!!!

Tarih boyunca en çok kısıtlama ve sansür uygulanan sektörün basın sektörü olması, tek derdi kendi menfaati olan güç odaklı kişilerin, gazetecilik kisvesi altında iftira pazarlamalarına ve mevcut yönetim silahşörlüğü yapmasına da meydan verdi. Yalakalıkta sınır tanımayan bu tür, vatandaşı rüyalar alemine sürüklerken, cebini doldurmaya da devam ediyor. Ancak ilkesi olmayan kişiler, güç odaklarına göre yön değiştirir, en sonunda fırıldak olur. Bugün taptıkları güç, gün gelir en büyük düşmanları olur.

İşini layıkıyla yapan gazetecilerimizi tenzih ederek, daha ahlaklı bir toplum ve görev anlayışı temennisiyle, bir şafaktan bir şafağa sürüklenmeye devam ediyoruz

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER