Ana Sayfa Arama Galeri Video
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
Sosyal Medya
Güneş Bulut
Güneş Bulut

Güneş Bulut yazdı: Ankara hatıraları

7-8 Temmuz’da yapılan NATO zirvesiyle Türkiye yine dünya gündemindeki yerini aldı. Gösterişli ve manidar karşılama törenleri, sarayın şatafatının göz kamaştırıcılığına ağzı açık kalan devlet başkanları, ülkedeki birçok kişinin adını bile duymadığı sultanlara layık bir yemek menüsü, zirveye katılan devlet başkanlarına verilen hediyeler ve daha neler neler…

Hazırlıkların günler öncesinden başladığı NATO zirvesi için tabi ki ilk yapılan şehrin görüntüsünü değiştirmek oldu. Bu değişim, kentsel bir dönüşüm şeklinde değil de brandasal bir dönüşümle kendini gösterdi. Gecekondu mahallelerinin branda ve panolarla kapatılması aslında herkesin utanç duyduğu toplumsal bir gerçeği halının altına süpürmekten farklı değildi. Bir yanda yaşanan şatafatlı ve görkemli hayatlar, bir yanda açlık, sefalet ve yoksulluk… Ve bu yoksulluğu düzeltmek yerine üzerine perde çeken bir oluşum. Ama neyse ki idaremiz itibarını zedeleyecek her türlü engele karşı önlemini aldı ve kendi itibarını korumak için halk yine görmezden gelindi. 25 senedir olduğu gibi…

Yapılan jestlerin en büyüğü herhalde İstanbul’daki Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün ABD’nin kuruluş günü olan 4 Temmuz şerefine Amerikan bayrağı renklerinde ışıklandırılması oldu. Tabi ki her ülkenin bayrağına saygımız sonsuz ama 23 sene önce yine bir 4 Temmuz’da Irak’ta başımıza geçirilen çuval ne çabuk unutuldu sayın yerli ve milliler. O gün Irak’ta Türk halkının ayaklar altına alınan itibarı, sizin şahsi itibarınızdan daha mı az kıymetli??? ABD’ye yaranmak için verilen tavizlere daha ne kadar çanak tutacaksınız ey Türk milleti???

—————————————————————————————————————–

Jestler bununla da sınırlı kalmadı tabi. Başkentin yollarındaki mazgallar Japonya’daki gibi yol seviyesine getirildi, yollardaki çukurlar ve rögar kapakları düzeltildi, asfalt çalışmalarıyla yol adeta kaymak gibi oldu. Ankara halkı bu çalışmalardan memnun olmasına memnun ama keşke bu hizmetler idarenin vatandaşların konforunu düşündüğü için yapılsaydı diye düşünmeden de edemiyor insan. İyi ki NATO liderleri geldi de memleketimiz bir hizmet gördü… Buna da şükür.

Demek ki bu hizmetler yapılamıyor değilmiş de, insanlar bunlara layık mı görülmüyorlarmış. Dışa karşı güçlü görünmeye çalışan, kendi itibarını korumaktan başka gayesi olmayan bir yönetim için bunlar gayet olağan durumlar tabi. Ama artık insanlar bunlara kanmıyor. Herkes isyan bayrağını çekmiş, olabildiğince eleştiriyor, sorguluyor. Yönetimin her türlü baskıcı politikalarına rağmen… Elindekini de kaybetme pahasına…

——————————————————————————————————–

Başkanlık Sarayı’ndaki zirvenin bir diğer dikkat çekici yanı ise -sanki zirvenin toplanma amacı buymuş gibi- katılan devlet başkanlarına verilen hediyeler. İtibarımıza yakışan şekilde, dosta güven düşmana korku salan mı desek, bizi hafife almayın alayınıza yeteriz mi desek, anlamını tam olarak kavrayamadığımız o çok kıymetli hediyeler…

Zirveye katılan devlet başkanlarına yerli üretim olan ve her başkanın adının işlendiği özel üretim tabancalar hediye edildi. Tabi birçok devlet başkanı ülkesindeki katı silah kuralları gereği ya hediyeyi kibarca reddetti ya da kabul edip Türkiye’deki temsilciliklerinde bırakmak zorunda kaldı.

Bizim dışımızdaki birçok ülkede geçerli olan devlet başkanlarının belirli bir tutar üzerindeki hediyeleri kabul edememesi kuralı da hediyelerin reddinde önemli rol oynadı. Tabi bizde gelenin gidenin hesabı sorulmadığı için herkesi kendimiz gibi zannediyoruz. Ülke itibarımız zedelenmesin diye insanlarımızın itibarı hiçe sayılıyor o da ayrı konu. Emekliye, memura, işçiye açlık ve yoksulluk sınırı altında maaş verilirken, günlerce yapılan zam pazarlıklarında düşünülmeyen itibar, kişisel çıkarlar söz konusu olunca kesenin ağzını açtırıyor. Alabildiğine gösterişli, alabildiğine müsrifçe…

———————————————————————————————————-

Bütün bu gösteriş ve şatafatın yanında buz dağının bir de görünmeyen yüzüne bakalım…

Merkezi yönetim halkına karşı üzerine düşen asli görevleri yerine getiremeyince iş yerel yönetimlere düşüyor tabi. 2024 yerel seçimlerinde ülkede büyük bir üstünlük sağlayan muhalefet partisi belediyeleri, toplumdaki görüşün aksine kendi görevi olmayan sorumlulukları da üstlendi daha doğrusu üstlenmek zorunda kaldı. Toplumdaki ya da bazı çevrelerde diyelim belediyelerin temel görevi olarak imar planlamaları, iskan sorunları, alt ve üst yapı hizmetleri görülürken, özellikle Denizli’deki belediyeler halka karşı olan sorumluluk alanlarını genişleterek, üreticiye, öğrencilere, emeklilere, ev hanımlarına ve daha birçok kesime sağladığı imkanlarla sosyal belediyecilikte adeta tarih yazıyor.

Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu’nun öncülüğünde merkez ve ilçe belediyeleri vatandaşa her türlü sosyal alanda imkan sağlayarak insanların üzerindeki ekonomik yetersizlik yükünü almaya gayret gösteriyor. Belediyeciliği sadece beton yapılaşma olarak gören zihniyete karşı vatandaşlara nefes alma imkanı tanıyan aynı zamanda ekonomik destekte bulunarak yaşam şartlarını kolaylaştırmaya çalışan tüm belediye başkanlarımıza teşekkürler…

Özellikle Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin yerli üretim ve üreticiyi destekleyen projelerine Maoculuk (Bu kavramın anlamının tam olarak kavranabilmesi için bir açıklamayı lüzum görüyorum. Maoculuk, toplumsal dönüşümün ve ilerlemenin şehir merkezli değil de kırsalda ve planlı bir hareketle olabileceğini savunan, toprak reformları yaparak burjuva sınıfından alınan toprakların yoksul köylüye dağıtılarak başta tarımsal kalkınma ardından da toplumsal dönüşümün sağlanacağını savunan bir ideoloji olarak literatürde yerini almıştır.)  gözüyle bakan zihniyete naçizane bir soru yöneltmekte fayda görüyorum: Kütüğü diksen yeşerecek, ürün verecek kadar bereketli bu toprakları körelten, yerli üretimi sıfıra indirerek ülkeyi tamamen dışa bağımlı bir hale getiren, üreticiyi zaten yok eden merkezi yönetim görevini gerektiği gibi yapsa acaba yerel yönetimler bu sorumluluğu kendi görev tanımına sokar mıydı???

Yerli üreticinin beklediği taban fiyatlarını dalga geçer gibi belirleyerek birçok ürünün  üretimine kendi eliyle darbe vuran, üreticiye sağlayacağı mazot desteğini lüks tekne sahiplerine sağlayan, tarım arazilerine kamulaştırma bahanesiyle çöküp yerine tatil köyleri, lüks oteller dikerek yandaş firmalara rant sağlayan, binlerce yıllık zeytin ağaçlarını acımadan yok eden merkezi yönetimin bu eksiğini gidermeye çalıştığı için mi belediyeler Maoculuğa özenmekle suçlanıyor.

Kavramları iyice anlamadan, içselleştirmeden eleştiri yapmamakta her zaman fayda vardır. Sizin tam anlamını kavrayamadığınız bir tanım belki de doğru olarak kullanılan yöntemleri baltalamaktan başka bir işe yaramaz ve insanı çoğu zaman komik duruma düşürür. Yerli üretimi yok ederek ülkeyi tamamen dışa bağımlı bir duruma düşüren zihniyet, ellerindeki gücün alınmasından ve kırsaldaki toprak hakimiyetini kaybetmelerine yol açabilecek her türlü uygulamadan doğal olarak rahatsız olur ve asıl suçluluk duyulması ve eleştirilmesi gereken konu da budur.

Köylü milletin efendisidir anlayışından, tarımı destekleyen çalışmaların eleştirildiği bir olguya nasıl evrildiğimizi sorarsanız: İşte karşınızda yeni denilen, içi boşaltılmış Türkiye…

Ülke olarak en büyük sorunumuz, herkesin kendi görev tanımındaki sorumluluklarını tam olarak kavrayamıyor olması maalesef. Birinin eksikliğini başkası doldurmaya çalışınca da gelsin iftiralar, gitsin yakışıksız yargılamalar. Ama yargılarken, eleştirirken de iğneyi kendimize çuvaldızı karşımızdakine batırsak daha mı uygun olur acaba?? Belki kendi eksikliklerimiz konusunda da özeleştiri yapabilirsek her şey çok daha güzel olabilir, ne dersiniz???

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER