Bir Zafer, Bir Millet, Bir Vatan!!!
30 Ağustos; inancın, azmin, cesaretin ve bağımsızlık tutkusunun zaferle taçlandığı gündür. Büyük zaferin 104. yılını büyük bir coşku ve gururla kutladık ve 104 senedir olduğu gibi asırlarca da kutlamaya devam edeceğiz. Tüm engellemelere rağmen…
Varlığıyla onur ve gurur duyduğumuz, dünya tarihinin tartışmasız en iyi komutanı Mustafa Kemal Atatürk’ün zekası, stratejisi, ileri görüşlülüğü ve binlerce vatan evladının gözünü kırpmadan ölüme koşması sayesinde kazanılan bu büyük zaferle Anadolu’nun ebediyete kadar Türk yurdu olarak kalması kesinleşmişti. Cephelerde bin bir zorluk ve tüm imkansızlıklara rağmen vatan müdafaasından vazgeçmeyen, sadece düşmanla değil açlıkla, hastalıkla mücadele eden Türk askerinin en büyük destekçisi ise cephe gerisinde canla başla çalışan Türk kadınlarıydı.
Yüce Türk tarihinin her döneminde erkekleriyle birlikte savaşmaktan ve vatan müdafaasından geri durmayan kahraman Türk kadını bir kez daha sahnedeydi. Analarımızın, bacılarımızın fedakarlıkları ve Mehmetçiğin amansız mücadelesiyle birleşince ortaya bugün gurur ve coşkuyla kutladığımız bu büyük zafer meydana geldi.
Fakat ne yazık ki, bir asır önce kazanılan büyük zafere leke sürmek isteyen, yapılan fedakarlıklara nankörce saldıran bir zihniyetle karşı karşıyayız. Keşke Yunan galip gelseydi diyen eksik akıllılardan tutun da Çanakkale’de kazanılan başarıyı evliyalara bağlayan örümcek kafalılara kadar mücadele ettiğimiz bu cehalet, adeta yedi düvelle savaşmaktan daha çok acı veriyor insana. Ve bu zırvaları saçmalayan ucubeleri din alimi olarak gören bir yönetim, Cumhuriyete karşı kalkışma başlatan ve 100 yıl önce ipi çekilen manda uşaklarının mezarını ziyaret eden, iade-i itibar isteyen bakanlar ve yöneticilerle cehalet savaşımız uzun yıllar devam edecek gibi görünüyor.
Sadece unuttukları bir husus var!!! Türk milleti var oluştan bu yana savaşçı bir millettir ve savaşma azmini damarlarındaki asil kandan almaktadır. Karşılarındaki düşmanın kim olduğu fark etmez. Odaklandıkları tek şey zaferdir ve bu zafer için gözleri karadır. Kazanılan zaferi de büyük bir coşku ve gururla kutlarlar. Çünkü zafer uğruna vazgeçilenler paha biçilmezdir.
Ama zaferde payı olmayan, değerini, kıymetini, kutlamayı nasıl bilsin değil mi? Özellikle son 25 senedir milli bayramlarımızı kutlamaktan kaçınan, her bayram öncesi hastalanmak gibi bahanelerle törenlere katılmayan devlet büyüklerimizle sıkça karşılaşıyoruz. Çünkü bizim zafer kutlamalarımız, onların adeta yas günü. Her türlü engellemeler ve uygulamalarla toplumun neşesini, coşkusunu çalmak isteyen onlar değil mi? Ama ne kadar engellemeye çalışsalar da her ulusal günde daha büyük bir coşkuyla karşılaşıyorlar. Bizim coşkumuz büyüdükçe onların zalimlikleri, intikam duyguları da büyüyor ve aslında tahammül edemedikleri de bu durum aslında.
Tarihi gerçekleri çarpıtarak gençlerin zihinlerini bulandırmaktan başka misyonları olmayan, “Kurtuluş Savaşı demeyelim, neyden kurtuluyoruz ki” diyen ve eğitimin içini boşaltan sözde Milli Eğitimsizlik kurumlarımızın asıl amacı da zaten bu zaferleri silmek. Baktılar ki, milletin coşkusunu bastıramıyorlar, coşku yaratacak kavramları tamamen silmeye çalışıyorlar ama ne yazık ki sadece kitaplardan!!!
Peki insanların zihinlerinden, yüreklerinden nasıl sileceksiniz? Ders kitaplarından kaldırdığınız bilgileri, tüm gerçekleriyle çocuklarına aktaran, aynı millet bilinciyle yeni nesiller yetiştirmeyi amaç edinen anaları, babaları ne yapacaksınız? Onları da mı ortadan kaldıracaksınız? Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla gözünü kırpmadan vatan için ölüme koşan ataların torunları size pabuç bırakır mı hiç? Bırakanların da bizimle ilgisi yoktur zaten. Onlar olsa olsa denize dökülenlerin geride bıraktıkları atıklardır.
—————————————————–
Aslına bakarsanız en acısı da, bazı kişilerin kendileri için feda edilen hayatlara, geleceklere yapılan nankörlüktür. Bundan daha büyük bir ihanet olabilir mi? Özellikle kendilerine verilen o kadar özgürlükten sonra şeriat düzeni isteyen kadınları gördükçe insanın içi parçalanıyor. Halbuki biraz düşünseler, bu düzeni bağıra bağıra isteme özgürlüğünü de yine o beğenmedikleri Cumhuriyet yönetimi sağlıyor onlara. Çünkü arzu ettikleri şeriat düzeninin içinde doğsalardı bırakın yönetim değişikliği istemeyi, önce babalarından sonra kocalarından izinsiz nefes bile alamazlardı. Ama bunu göremeyecek ve düşünemeyecek kadar cehalete bulanmışlar ki kim ne derse o yöne doğru savruluyorlar. Yazık çok yazık…
En gelişmiş toplumlarda bile cehaletini savunmaktan geri kalmayan, ortalığı bulandıran bir kesim illa ki vardır, olacaktır da. Ama cehalet başka, ihanet başka şeydir. Teröristleri mazlum, asıl kahramanları ve vatan evlatlarını zalim olarak gösteren; şehidine kelle diyen, gazisini polis ablukasına alan, terörle müzakere edip, bebek katilini kurucu önder olarak gösteren bir yönetim ve şürekasının her zalimliğini alkışlayanlar da bu ihanetin en büyük parçalarıdır.
Bu ihanetin parçası olmayı tüm varlığıyla reddeden, varoluş ilkelerine sıkı sıkıya bağlı olan tüm gerçek vatan evlatlarının sadece 30 Ağustos Zafer Bayramı değil tüm milli bayramları bir kez daha kutlu olsun. Çünkü Çocuk Bayramı da bizim gençlik te; Çanakkale de bizim kurtuluş da; ama en önemlisi cumhuriyet te bizim, zafer de… Bu sebepledir coşkumuz, gururumuz. Çünkü ZAFERİ ANCAK KAZANANLAR KUTLAR.
Başta ebedi ve tek liderimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımıza saygı ve rahmet, gazilerimize minnetle…

YORUMLAR