Fırsatçılık adeta karakterimiz oldu. Deprem bölgelerinde ev kiralarının, ulaşım ücretlerinin fahiş oranda artması, yıkılan mağazaların yağmalanması, kendisini depremzede olarak gösterip yapılan yardımlardan herkesten fazla alarak koşa koşa evine gidenler artık ülkenin alıştığı bir durum haline geldi. Şimdi de geçtiğimiz günlerde Kıbrıs açıklarında meydana gelen feribot kazası sonrasında millet canıyla uğraşırken, yaşadığı kabustan kurtulmaya çalışırken uçak biletlerinde meydana gelen artışla bir utanç daha yaşadık.
Yazık kardeşim yazık!!! Ne zaman bu kadar iğrenç ve fırsatçı bir millet olduk biz. Devletin önemli kademelerinde görev yapan siyasetçilerin, bürokratların, belediye başkanlarının yaptıkları yolsuzluklar, hırsızlıklar, yurt dışında istiflenen milyon dolarlar, gayri menkuller, şirketler senin hayatından geleceğinden çalınırken ses çıkarmıyorsun ama sıra bir kazada, afette canı yanan, ailesini, evladını, sevdiklerini kaybeden insanlara gelince ne koparabilirsem kardır diyeceksin öyle mi??? Sizin insanlığınız da, ticari zekanız da, ahlakınız da yerin dibine batsın!!!
Toplumsal olarak büyük ve iğrenç bir çürüme yaşıyoruz orası kesin. Oyuncak edilen eğitim sistemi, sadece belirli bir kesimin cebini dolduran ve diğerlerine insanca yaşama koşullarını bile çok gören bir ekonomi, büyük patronların, baronların, yönetimin kuklası olmuş bir adalet sistemi ülkeyi adeta oya gibi işleyerek bugün ahlaksızlıkta sınır tanımayan, mide bulandıran bir bataklık haline getirdi.
Oluşturulan suni gündemlerle ne kadar örtmeye çalışsalar da artık boğazımıza kadar pisliğe battığımızı gizleyemiyorlar. Milletin birbirine yaptığı fırsatçılıkları geçtim artık büyük şirketler, kurumlar da göz göre göre bu fırsatçılığa alet oluyorlar. Kazadan önce 45-50 dakikalık uçuş için 6-7 bin lira olan uçak bileti, kazadan sonra nasıl oluyor da 35-40 bine kadar çıkabiliyor? İşin en ilginç tarafı da yönetimin bu fırsatçılıkla yıllardır bir türlü baş edememesi ya da etmek istememesi… Gerçi eğitim bakanlarının okulları, sağlık bakanlarının hastaneleri olan bir ülkede kim bilir belki ulaştırma bakanlarının da hava yolu şirketleri filan vardır. E şimdi olası böyle bir durumda nasıl müdahale edilsin bu düzene öyle değil mi?
Hastanelerde kolunda damar yolu açıkken bırakın yatmayı, oturacak yer bulamayan ve saatlerce ayakta bekleyen vatandaşların e-nabız sistemlerinde yatış yapılmış gibi gösterilmesi, kurum atamalarında kişiye özel verilen kadro duyuruları, sınavlarda yüksek puan almalarına rağmen mülakatlarda çeşitli bahanelerle elenen ve yerlerine önceden belirlenmiş kişilerin seçilmesi daha neler neler… Tüm bu ahlaksızlıklar ve usulsüzlükler devletin her kademesinde yaşanırken toplumsal çürüme de kaçınılmaz tabi. Çünkü arabanın ön tekerleği nereye giderse arka tekerleği de oraya gidiyor.
——————————————————
Gelelim son günlerin en çok konuşulan konusu olan malum aile hakkında açılan soruşturmaya. Suçlamaları duyduğumuz ilk andan itibaren tabi ki bir şaşkınlık emaresi gösteremedik. Çünkü malum şahsın belediye başkanlığı görevinden bu yana hiçbir şeyi gizleyerek yapmadığını, adeta bir koruma kalkanı içinde cesurca hareket ettiğini hepimiz biliyoruz. Tek beklenmeyen iktidarın tetikçisi, yılmaz savunucusu, en sadık aparatlarından biri olan bu kişiye soruşturma açılmasıydı. Tek şaşkınlık yaratan bu durumdu. Açılan soruşturma kapsamında kendisi 4 Eylül Cuma günü ifade vermeye çağrıldı. Ama bir dakika yaa, bu işin normali, ifadesi alınacak kişinin şafak operasyonuyla, polis eşliğinde evinden alınıp ifadeye götürülmesi değil miydi? Eğer ifadeye çağrılmanın usulü malum kişiye uygulandığı gibiyse aylardan beri muhalif belediye başkanlarına uygulanan itibar suikasti neden?
Hakkındaki iddialara, çocuklarının vatandaşlık alabilmesi için yurt dışında mülk edinildiği savunmasını yapan eski başkan küçük bir ayrıntıyı unutuyor aslında. Hiçbir Avrupa ülkesi kendi vatandaşlığını mal mülk edinme karşılığında satmaz. Çünkü milli bilinç ve vatandaşlık kavramı bunu gerektirir. 25 senedir ülkeyi Dingo’nun ahırına çevirdikleri, ite kopuğa sadece bir ev alma karşılığında vatandaşlık verdikleri için aynı durumun farklı ülkelerde olabileceği gibi söylemlerle ancak kendi tebaalarını kandırırlar.
Olayın diğer boyutu da yıllardır insanlara milliyetçilik nidaları savuran kişilerin başka bir ülkeden vatandaşlık almak istemesi. Demek ki ülkeyi içine soktukları çıkmazın öyle farkındalar ki artık ümidi onlar da kestiler. Kaçmayı düşünecek kadar. Çünkü batan gemiyi önce fareler terk eder.
Peki yıllardır sahip olduğu koruma kalkanıyla özgürce millete iftiralar atan, karalayan, fütursuzca ithamlarda bulunan bu kişiye neden şimdi soruşturma açıldı. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin mevcut yönetimi göreve geldiği ilk günden bu yana sayısız suç duyurusunda bulunduğu ve bunlar kulak ardı edildiği halde neden şimdi? İktidarın yeni dönemi için bahar temizliği mi yapılıyor, yoksa adalet bakanının şahsi PR çalışması mı, ya da eğer suçu varsa bizden olana da dokunuyoruz diyerek daha büyük bir operasyonun habercisi mi bilemiyoruz. Zaman ilerledikçe işin aslı ortaya çıkar elbet.
Ama olan bu ülkenin çocuklarına, gençlerine, geleceğine olur. Yıllardır olduğu gibi…
———————————————–
Neyse ki bu bataklıkta az da olsa yüzümüzü güldüren olaylar da olmuyor değil. Dün akşam CEV Avrupa Şampiyonası’nda final maçına çıkan kızlarımız bir kez daha bizlere büyük bir gurur ve mutluluk yaşattılar. Finalde rakibi İtalya’yı mağlup ederek Avrupa Şampiyonu olan Filenin Sultanlarını tebrik ediyor, her birinin gözlerinden öpüyoruz.
Toplumdaki her türlü baskılama, değersizleştirme ve kadını ötekileştirme çabalarına rağmen Türk kadınının gücünü ve başarısını sadece dünyaya değil, ülkede ki yobaz kesime de bir daha gösterdikleri için her biriyle ayrı gurur duyuyoruz. Türk kadını yenilmezdir ve bunu bir gün herkes öğrenecek. Öyle ya da böyle…

YORUMLAR