Her yazımızda iç karartacak değiliz ya. Biraz da gülelim isterseniz. Çünkü her geçen gün daha da kararan hayatlarımız, darlanan yüreklerimiz biraz gülmeyi hak ediyor bence…
Olay, dünyaca ünlü bir hava ulaşım firmamızın Porto-İstanbul seferini yapan uçakta geçiyor. Konu ise Business Class’ta yolculuk eden bir doktorumuzun yaşadığı akıl almaz bir problem. Bu şanssız doktor civanım, açıkmış ve somon yemek istemiş. Ama bir bakmışlar ki, listede yazan somon kalmamış. E biz diyor Businessta sadece 7 kişiyiz. Kim yedi lan bu somonları diye de soruyor haklı olarak. Yani somonsuz bir uçuş düşünülemez tabi.
Ortalık bir anda yangın yeri. Kabin amiri defalarca özür diliyor, böyle bir eşşekliği nasıl yaptık ta güvenlik önlemlerinden, yakıttan önce filan somon rezervini kontrol etmedik diye. Tabi tepki olarak bir tweetle şikayetini duyuran mağdur doktorumuz, yoğun bir kamuoyu baskısıyla bu firmanın ikram planlamasını tartışmaya açmış. Yazık valla bu insanlara. İstanbul’dan taaa Porto’ya kadar bilmem kaç saatlik uçuşta, ağız tadıyla bir somon yiyemesin mi benim canım abim yani. Allah başka keder vermesin ne diyelim.
Veee fıkra bu kadar…. (Gülebilen gülsün)
********************
Asgari ücretle, kuş kadar emekli maaşıyla bir ay boyunca geçim savaşı veren milyonların, okula gitmek yerine çalışmak zorunda kalan ve iş yerlerinde yaşamını kaybeden küçücük çocukların, her gün bir başka madendeki kazalarla (tabi bunlara kaza denirse) hayattan koparılan maden emekçilerinin yaşadığı bir ülkede bu aymazlık, bu şımarıklık nedir yahu? Bir yanda çocuğuna pantolon alamadığı için intihar eden babalar, atanamadığı için inşaatlarda çalışmak zorunda kalan ve dayanamadığı bu zorluklar karşısında canına kıyan gencecik öğretmenler ve daha nice zorluklar yaşayan milyonlar varken; diğer yanda böyle şımarık insanlarla karşılaşmaktan gerçekten yorulduk artık.
Gerçi bu gözler yediği ıstakozu milletin gözüne sokar gibi sosyal medyasında paylaşan milletvekili de gördü. Daha niye şaşırıyorsak olanlara…
Bir buçuk aydır tüm ülke gündemini meşgul eden fon soygununda bir sonuca varılamamışken son olarak, diyanetin de bu kargaşaya karışmasıyla rezillik ayyuka çıkmış durumda. Vakıf yetkilileri üç yıl önce Gazze için Diyanet Vakfı’na yapılan bağışları, sen tut fona yatır. Amaç, bağışların enflasyon karşısında erimesini önlemek, kardeşlerimize daha fazla yardım etmek tabi. Yani üç kuruşu göndersek kime ne faydası olacak. Ama o üç kuruşu birkaç milyon yaparsak hem kardeşlerimizin ihtiyaçları daha iyi karşılanır, hem itibarımız yürür evvelallah.
Sonra fonlar kurcalanmaya başlayınca, sayın yetkilileri alıyor bir telaş. Hemen fondaki parayı çekiyorlar tabi %48 zararla. E ne oldu şimdi? Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olduk. Ama merak etmeyin, aradaki bu zararı çok değerli hacı adaylarımıza uygulanan ve diğer ülkelere göre oldukça yüksek olan hac tarifesiyle karşılarız her şekilde.
Bir taraftan da 23 Mart 2022’de Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından verilen fetva dikkatimizi çekmiyor değil. Bu fetvada, zekat paraları dağıtılmadan önce kazanç sağlamak amacıyla değerlendirilemez diyor. Nasıl yani? E şimdi diyanet fetvaya karşı gelmiş olmuyor mu? Kafamızda yine deli sorular.
Milletin cebindeki son kuruşa bile göz dikenlere hiçbir yaptırım uygulanmazken, bu işin cezası yine vatandaşa kesiliyor tabi. Hani şu Fatma ablamız vardı, fondan 2,2 milyar TL götüren pardon kar eden… Ona ne oldu peki bilen var mı? Gerçi Whatsapp gurubundan çıkarılması çok ağır bir ceza olmuştu kendisine. Bu insafsız ceza yetmiyormuş gibi bir de Fatma Hanımcığımı, kıymetli ablasını kilometrelerce uzağa, taaaa Finlandiya’ya büyükelçi yaparak kardeş hasretiyle de cezalandırmışlar. Bir kalp bu kadar acıya nasıl dayansın ama biraz insaf edin…
**************************
Bir çok ülkede onlarca yıl içinde dahi görülemeyecek olayları o kadar kısa süre içinde ve peş peşe yaşıyoruz ki artık bağışıklık kazandık resmen. Tepki bile veremiyoruz, tek yaptığımız sineye çekmek. Fransa’da banliyölerdeki liselerde olumsuz eğitim koşulları ve toplumdaki yoksulluk gerekçeleriyle başlayan öğrenci hareketi, işçilerin ve çiftçilerin de katılmasıyla adeta toplumsal bir harekete dönüştü.
En küçük bir olayda bile Avrupa ülkeleri başta olmak üzere bir çok ülkede toplumsal kenetlenme oluşur ve insanlar birlikte hareket ederken, biz ne ara tüm duyarlılığımızı kaybettik te bu kadar tepkisiz kalıyoruz tüm yaşananlara. İlk yapılan, yetkililer tarafından basına sansür uygulanması oluyor. Basın susunca da duymadıklarımızın bizi etkilemesi imkansız oluyor tabi. Hadi haber yapanı susturuyorsunuz da, yapmayanı niye susturmaya çalışıyorsunuz? Haber yapmak yasak, yapmamak daha büyük yasak. Rahmetli Kemal Sunal’ın bir film repliği geliyor insanın aklına da yazamıyoruz. Gerçi siz çoktan anladınız onu 😊
*************************************
Bir yanda foncular, soyguncular, millet başını sokacak ev bulamazken aldığı rüşvetleri depolamak için özel ev kiralayanlar; bir yanda geleceğinden ümidi kesen ve sadece günü kurtarmak için yaşamaya çalışanlar… Sınıflar arası makas bu denli açılmışken (ve her geçen gün daha da açılırken), baskılarla, yasaklarla dizginlenmeye çalışılan millet, ne zaman özüne dönüp te asıl gücünü hatırlayacak bilemiyoruz. Ama Türk milleti kendi gücünü hatırlayamadıkça bu zulümden, haksızlıklardan hiçbir zaman kurtulamaz.
Aydınlık günlerin hayallerde kalmadığı bir gelecek dileğiyle…

YORUMLAR