Cüzzamın (Lepra ya da Hansen hastalığı) insanlık tarihinin en eski hastalıklarından biri olduğunu belirten Prof. Dr. Metin, hastalığın aside dirençli bir basilin neden olduğu, başta periferik sinir sistemi, cilt ve üst solunum yolu mukozasını etkileyen kronik bir enfeksiyon hastalığı olduğunu söyledi.
“Bulaşıcılığı Sanıldığı Gibi Yüksek Değil”
Cüzzamın yüzyıllar boyunca yanlış inanışlar nedeniyle korkulan ve hastaların toplumdan dışlanmasına yol açan bir hastalık olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Metin, “Cüzzam genetik geçişli değildir ve sanılanın aksine bulaşıcılığı oldukça düşüktür. Basilin üreme hızı yavaştır ve hastalığın kuluçka süresi uzundur. Günümüzde modern tıbbın sunduğu çoklu ilaç tedavileri sayesinde tedavi edilebilir ve bulaştırıcılığı kısa sürede ortadan kaldırılabilir bir hastalık haline gelmiştir” dedi.
Anadolu’da Cüzzamla Mücadele Tarihi
Hastalığın tarihsel sürecine de değinen Metin, Anadolu’da Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan dönemde cüzzam hastalarının “Miskinler Tekkesi” ya da leprozori adı verilen izole alanlarda yaşamak zorunda bırakıldığını hatırlattı. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte cüzzamla mücadelenin devlet politikası haline geldiğini vurgulayan Metin, 1930’lu yıllarda yapılan yasal düzenlemeler ve Elazığ gibi merkezlerde kurulan hastanelerle sistemli bir mücadele yürütüldüğünü ifade etti.
“Bu Mücadelenin Kahramanları Unutulmamalı”
Türkiye’de cüzzamla mücadelenin en önemli isimlerinden birinin Doç. Dr. Etem Utku olduğunu belirten Prof. Dr. Metin, Utku’nun 1940’lı yıllarda Elazığ’da görev yaparken cüzzamlı hastaların yaşam koşullarıyla yüzleştiğini ve hayatını bu hastalara adadığını söyledi. Hastalarına “kardeşlerim” diye hitap eden Utku’nun, 1957 yılında Ankara Cüzzam Savaş ve Araştırma Derneği’ni kurarak mücadelenin sivil toplum ayağını başlattığını aktardı.
Utku’nun yazdığı “Lepra ve Modern Anlamı” kitabının gelirini derneğe bağışladığını, Ankara Lepra Eğitim ve Araştırma Enstitüsü’nün kurulmasına öncülük ettiğini belirten Metin, Türkiye genelinde dispanserlerin açılması ve hekimlerin eğitilmesi için büyük çaba sarf ettiğini ifade etti. Doç. Dr. Etem Utku’nun 1964 yılında Van ve Hakkâri’de yürütülen tarama çalışmaları sırasında geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybettiğini belirten Metin, Utku’yu “görev şehidi” olarak andı.
Metin ayrıca Prof. Dr. Ahmet Akçaboy, Prof. Dr. Atıf Taşpınar, Bakırköy’de lepra pavyonlarını kuran Prof. Dr. Mazhar Osman ve 1976’da Cüzzamla Savaş Derneği’ni kurarak sosyal rehabilitasyon projeleriyle binlerce hastayı topluma kazandıran Prof. Dr. Türkan Saylan’ın da bu mücadelenin mimarları arasında yer aldığını vurguladı.
“Türkiye Hedefe Yıllar Önce Ulaştı”
Türkiye’nin, Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği 10 bin nüfusta 1 vakanın altına düşme hedefine yıllar önce ulaştığını belirten Prof. Dr. Metin, Sağlık Bakanlığı verilerine göre kayıtlı hasta sayısının oldukça düşük seviyede olduğunu ve yeni vaka görülme oranının neredeyse durma noktasına geldiğini söyledi.
Mevcut hastaların büyük bölümünün aktif hastalık dönemini geride bıraktığını belirten Metin, “Bugün hedefimiz basili yok etmekten ziyade, tedavi sonrası sekellerle yaşayan hastaların yaşam kalitesini artırmaktır. Kullanılan ilaçlar Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz olarak sağlanmaktadır” dedi.
“Ön Yargılarla Mücadele Sürmeli”
Prof. Dr. Ahmet Metin, cüzzamın artık Türkiye için korkulacak bir halk sağlığı tehdidi olmaktan çıktığını vurgulayarak, “Bu başarı; Etem Utku gibi fedakâr hekimlerin, sağlık çalışanlarının ve sivil toplumun ortak eseridir. Bizlere düşen görev, cüzzama yönelik toplumsal ön yargıları ve damgalamayı tamamen ortadan kaldırmak, tıbbi mirasımıza sahip çıkmak ve bilimsel gelişmeleri yakından takip etmektir. Cüzzam biyolojik olarak bitmiş kabul edilse de, kalan hastaların onurlu yaşam hakkı ve bu mücadelenin tarihsel dersleri unutulmamalıdır” ifadelerini kullandı.
